MEB YÜZ YÜZE 100 ÇOCUK OYUNU KİTABI

Oyunun ontolojisi, düşüncenin ve insanlığın geleceği bakımından özel bir önem taşımaktadır.
Eğitimin Yüzyılı’nda çocukların ve her yaştan bireyin oyunla buluşması eğitimin bir parçası olarak yerini alacaktır. Çocuklar, tarih boyunca her dönemde ve her kültürde oyun oynamışlardır.
Bu çerçevede oyun, beslenme, sağlık, barınma ve eğitim gibi temel ihtiyaçların yanı sıra tüm
çocukların potansiyelini geliştirmek için hayati öneme sahiptir. Diğer bir ifadeyle oyun yaşamın
devamı için doğanın eğitimidir.
Oyun oynama hakkı, çocuğun toplum üzerindeki ilk hakkıdır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu
tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen, 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe giren Çocuk
Hakları Sözleşmesi’nin 31. maddesinde çocuğun dinlenme ve serbest zaman haklarından farklı
ve bu haklarına ek olarak oyunun çocukların yaşamındaki önemi tanınmakta ve oyun bir hak
olarak kabul edilmektedir.
Madde 31. Taraf Devletler çocuğun dinlenme, boş zaman değerlendirme, oynama ve yaşına uygun eğlence (etkinliklerinde) bulunma ve kültürel ve sanatsal yaşama serbestçe katılma hakkını tanırlar (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 20 Kasım 1989).
1.1. Amaç
“Yüz Yüze 100 Çocuk Oyunu Kitabı” çocukların bilişsel, duyuşsal, psikomotor, sosyal ve kültürel
gelişimlerinin en önemli kaynaklarından olan geleneksel çocuk oyunlarının okul ortamlarında
canlandırılması, ders içi ve ders dışı faaliyetlerde yer alması amacıyla Temel Eğitim Genel Müdürlüğü Öğrenci İşleri ve Sosyal Etkinlikler Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır. Bu temel
amaç çerçevesinde çocuğun sosyal ve duygusal gelişiminin başat unsurları arasında yer alan
duygularını yansıtma, iletişim kurma, kendini ifade etme, iyi ruh hâlini oluşturma ve kültür aktarımını sağlama alt amaçlarıyla çocukların hareketli oyunlara yönlendirilmesi hedeflenmiştir.
1.2. Kapsam
Bu kitap okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin bilişsel, duyuşsal, psikomotor, sosyokültürel gelişimlerinin desteklenmesi amacıyla oyun kavramının detayları ile eğitimdeki önemini ve
yüz yüze oynanan 100 geleneksel oyunun anlatımını kapsar.
1.3. Dayanak
a. 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu.
b. 26/7/2014 tarihli ve 29072 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Okul
Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği.
c. 8/6/2017 tarihli ve 30090 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim
Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği.
d. 19/08/2014 tarihli ve 3450049 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevlerine İlişkin Yönerge.
e. 21.08.2023 tarihli ve 81785959 sayılı Genelge (2023/28).
Çalışmanın projelendirme aşamasındaki öneriler dikkate alınırken yürürlükteki kanunlara,
yönetmeliklere ve Türk Standartları Enstitüsü (TSE) standartlarına uyulması esastır.9
BÖLÜM II
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
2.1. Oyun ve Geleneksel Oyun Kavramı
İnsanlığın var olduğu andan itibaren kültürün bir parçası olarak eğlendirme işlevinin yanında
birçok role sahip bir olgu olan oyun, çocuk dünyasında özellikle sevgi görme ihtiyacı kadar
önemli bir yere sahiptir; bu nedenle çocuk için sadece zaman geçirme ve eğlenme aracı olan
bir faaliyet değildir. Oyunun çocuğu eğiten, hayata hazırlayan, aynı zamanda toplumsal kültürü kuşaklar boyunca aktarmada başat rol üstlenerek karakter oluşumunun vazgeçilmez bir
parçası olduğu söylenebilir. Bu çerçevede eğitim öğretim faaliyetleri oyun ile harmanlanarak
bilginin kalıcılığı artırılabilir ve çocuk doğasına daha uygun bir eğitim öğretim faaliyeti gerçekleştirilebilir.
Son zamanlarda bazı araştırmacılar oyunun genellikle neşe, esneklik, aktif katılım, sosyal
etkileşim, tekrarlı bir doğa, hayal gücü gibi çeşitli yapılar içerdiğini ileri sürmüşlerdir. Oyunu tanımlamanın en uygun yolu oyunun bir spektrumda ifade edilmesidir. Oyun; tanımı yapılırken bir
ölçüt kümesine uymak yerine, serbest oyundan uzanan veya süreç boyunca gelişmekte olan
bir spektrum olarak kavramsallaştırılabilir. Diğer bir ifadeyle serbest oyundan rehberli oyuna
ve oyunsu unsurları korurken amaçlı yetişkin desteği içeren oyuna, oyunu bir spektrum olarak
görerek oyunun gerçek özü yakalanabilir ve öğrenmeyle ilişkisi açıklanabilir. Bu kapsamda
bilim insanları ve eğitimciler tarafından “oyun” kavramına yönelik çeşitli tanımlardan bazıları
şöyledir (Akt. Seçer, 2021, s. 4-5):
Şekil 1. Oyun Tanımları10
Şekil 1’de görüleceği üzere anahtar teorisyenler ve oyun bilginleri tarafından geliştirilen
oyunun tarih boyunca algılanış biçiminde birçok benzerlik vardır. Oyunun algılanışına dair en
önemli benzerlik, oyunun doğal bir öğrenme yolu olduğudur.
Oyun kavramı çocuk eğitimi ve gelişimi, sosyoloji, çocuk ruh sağlığı ve psikoloji alanlarının
yanı sıra halk biliminin de araştırma alanlarından biridir. Kültürel yaratımlardan biri olan geleneksel çocuk oyunları, çocuk folkloru çalışmaları içerisinde ele alınan ve incelenen önemli
kültürel yapılardır. Birçok eğitimci ve bilim insanı tarafından tanımı yapılan oyun kavramı ile
geleneksel oyun kavramı arasında çok büyük bir farklılık bulunmamaktadır. Geleneksel oyun
kavramının kültür boyutuna dikkati çeken Eroğlu’nun (1994, s.8) geleneksel oyunu “İnsanda
insiyaki (içgüdüsel-biyolojik) olarak mevcut olan, bazı töre ve törenlere dayanan; toplumların
kültür yapısına göre şekillenen ve toplumdan topluma farklılıklar gösteren; yer ve zaman bakımından günlük hayattan farklı, isteğe bağlı, gönüllü, hür hareketlerdir.” şeklinde tanımladığı
görülmektedir.
Tüm kültürel yaratımlarda olduğu gibi geleneksel çocuk oyunları da belli bir zamanda ve yapıda donmuş ve kalıplaşmış öğeler değildir. Bu oyunlar zamana ve çağın gereklerine, oynayan
grubun özelliklerine ve imkânlarına, oynandığı coğrafi koşullara göre çeşitlenen, diğer çevresel
faktörleri de dikkate alarak değişen ve dönüşen organik yapılardır. Bu nedenle her oyun onlarca farklı varyantı ile aynı anda yaşamakta ve şekillenmeye devam etmektedir.
Şekil 2. Oyunun Özellikleri11
2.2. Oyunun Eğitimdeki Yeri
Hayatın küçük bir yansıması olan çocuk oyunları, çocuğu hayata hazırlayan, karşılaşacağı
olaylar ve durumlar karşısında nasıl davranması gerektiği konusunda ona küçük provalar yaptıran bir araçtır. Oyun, çocuk gelişiminin ayrılmaz bir parçası olarak çocukların bilişsel, duyuşsal,
psikomotor, sosyal ve kültürel gelişimlerinin en önemli kaynaklarından biridir. Çocuğun ruhsal
ve fiziksel gelişiminde başat unsurlar arasında olan oyun çocuklar için duygularını yansıtma,
iletişim kurma, kendini ifade etme, kültürün aktarımını sağlama, toplumsallaşma aracı olma
gibi sosyokültürel işlevlere sahiptir.
Gelenek kavramı, zamanın gereksinimleri sonucu sürekli bir dönüşüm içerisinde bulunarak
kültür ürünlerine bakış açısını değiştirmiştir. Bu değişimin neticesi olarak metin merkezli çalışmaların yetersizliği anlaşılmış ve bağlam merkezli çalışmaların önemi ortaya çıkmıştır. Bağlam
merkezli halk bilimi kuramları arasında yer alan İşlevsel Halkbilimi Kuramını ortaya atan Malinowski folklor unsurunu sadece muhteva, biçim veya yapı yönünden ele alışların yanı sıra
onun içinde bulunduğu kültürel sistemin işleyişinde meydana getirdiği uyum ve ayarlamalar
anlamında işlevi bakımından değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. (Çobanoğlu, 2020)
Halk bilimde folklor ürünleri aynı anda birçok
işleve sahip olabilir. Bascom’un (2010) çocuk
oyunlarının da içinde yer aldığı halk edebiyatı
ürünlerinden yola çıkarak oluşturduğu modelde
oyunun işlevlerinin dört ana başlık altında toplandığı görülmektedir. Şekil 3’te yer alan sınıflandırmaya göre bir folklor ürünü olan çocuk
oyunları eğlenme, eğlendirme ve hoşça vakit
geçirme işleviyle beraber toplumsal kurallar ve
değerlerin öğrenilip güçlendirilmesine aracılık
etmektedir. Çocuk oyunları bu işlevi yerine getirirken didaktik yapıdan tamamen uzak bir şekilde oyunun içine sinmiş kültürel parçalar ile bu
görevi yerine getirmektedir.
Şekil 3. Oyunun İşlevleriİnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana var
olan çocuk oyunları, karakter eğitimine katkı
sağlayan ve kültürün genç kuşaklar arasında
aktarılmasına aracılık eden bir işleve sahiptir.
Çocuk oyunlarının bir diğer önemli işlevi de çocuklar için toplumsal ve kişisel baskıları hafifleten, tamamen kurmaca bir dünyanın içerisinde
özgürce hareket edebilecekleri ve duygusal rahatlama sağlayabilecekleri bir alan sunmasıdır.
Çocuklarla iletişim kurmanın en kolay ve doğal yolunun oyun olduğu görülmektedir. Çocuk
için oyun hayatın kendisidir. Vygotsky (1978), çocukların sahip oldukları becerilerin oyun aracılığıyla mükemmelleştirilebileceğini ifade etmektedir. Öte yandan çocuk, biyolojik, fizyolojik, sosyolojik ve psikolojik olarak oyun sayesinde büyür ve gelişir (Çınar, 2008, s.17). Oyun ile çocuğun
fiziksel ve psikolojik gelişimi arasında güçlü ve koşullu bir bağlantı vardır.
Çocuk oyunları, çocuklar için doğal, müdahalesiz ve kendiliğinden oluşan bir eğitim ve öğretim alanıdır. Bir çocuğun geleneksel bir oyunu öğrenme ve oynama şekli düşünüldüğünde
çocukların öğrenmeye dair tüm kuralları değişime ve gelişime açık bir şekilde uyguladıkları
12
görülmektedir. Bu çerçevede oyunun öğrenmeyle ilişkisi şöyle sıralanabilir:
• Çocuklar oyunları yaparak ve yaşayarak, aktif katılım ile öğrenirler,
• Akran eğitimi yolu ile öğrenme ön plandadır,
• Oyunlarda genel olarak hareket, sözlü ve sözsüz iletişim söz konusudur,
• Oyunların kendilerine has dilsel tekrarları ya da tekerlemeleri çocukları tekrar yoluyla
öğrenmeye yönlendirmektedir,
• Oyun içerisinde oyunun kuralları gereğince problemi tanıma, strateji geliştirme, problem
çözme gibi aşamalardan geçilmesi bilişsel gelişimi desteklemektedir.
2.2.1. Oyunun Fiziksel İşlevleri
Çocuk, oyunla büyümelidir.
Eflatun
Doğaları gereği hareketli ve aktif bir yapıya sahip olan çocuklar, oyunlar aracılığı ile hem
hareket etme içgüdülerini yansıtacak bir mecra bulmakta hem de eğlenerek ruhsal doyum
yaşama ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar. Genellikle hareketli bir iç dinamizme sahip olan çocuk
oyunları, çocuğu eğlendirirken bedensel hareketler yoluyla bazen kas, iskelet, sindirim ve dolaşım sistemlerini çalıştıran bazen de küçük kas gruplarını çalıştırarak hareket kabiliyetlerini
geliştiren etkili bir eğlenme aracıdır.
Oyun, çocukların beden sağlığını daha fazla fiziksel aktivite sayesinde olumlu yönde etkilemekle birlikte erişmek, kavramak, sürünmek, koşmak, tırmanmak, atlamak ve dengede durmak gibi büyük kas becerilerini de geliştirmektedir. Çocuk, oyundaki nesneleri tutarken el-göz
koordinasyonunu geliştirir. Özellikle açık hava oyunlarının çocukların fiziksel ve motor gelişimine önemli katkıları vardır.
Erken yaştaki fiziksel aktivite, ömür boyu sürecek sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturur. Yüksek gelirli ülkelerde çocuklarda obezite ile ilgili sorunların yaygınlaşması dikkat çekmektedir.
Bu çerçevede oyun, özellikle erken çocukluk dönemindeki çocukların sağlığı ve refahı üzerinde
giderek etkisini arttırmaktadır. Amerika’da çocukların üçte birinde, yine erken çocukluk döneminde, hareket içeren oyunlara katılım azlığından kaynaklanan birçok kalp-damar hastalığının
risk unsurları oluşturması, dikkat çeken bir faktördür (Saygın ve Mengütay, 2006). Bu sebeple
obezite ve kardiyovasküler hastalıklara ilişkin okul öncesi çocuklarının yeterli fiziksel aktivite
alışkanlığı edinmesi, olası sağlık risklerini önleme konusunda koruyucu tedbir olarak görülmektedir (Bekmezci ve Özkan, 2015).
Alan yazınında pek çok araştırmada belirtildiği üzere vücutta fazla yağların yakılması, kasların istenilen kapasiteye ulaşması, iç salgı bezlerinden daha fazla salgılama yapılması ile özellikle büyümeye ilişkin işlevlerin yerine getirilmesi, vücudun hareketini gerektiren aktivitelerle kısacası oyunlarla sağlanır (Baykoç-Dönmez, Abidoğlu, Dinçer, Erdemir ve Gümüşcü, 2000; Poyraz,
2003). Oyunun, kan dolaşımını hızlandırarak kan dolaşımını ve solunumunu normal seviyenin
üzerine çıkarabildiğini söyleyebiliriz. Böylece gelişimsel açıdan ihtiyaç duyulan yeterli oksijene
ve besine çok daha çabuk ulaşılmış olmaktadır. Çocuğun solunum, dolaşım, boşaltım gibi tüm
sistemlerinin sağlıklı çalışması sağlanarak gelişimi desteklenmektedir (Poyraz, 2003).13
2.2.2. Oyunun Bilişsel İşlevleri
Oyun, görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.
Mevlana
Her çocuk, erken yaşta diğer çocuklarla ve çevreleriyle olan etkileşimleri aracılığıyla belirli
gelişim aşamalarından geçer. Çocuklara ilk yıllarında oyun deneyimi fırsatı verilmesinin bilişsel gelişimde büyük rol oynadığı bilinmektedir. Diğer bir ifadeyle çocuklar oyun yoluyla sonuç
çıkarmayı, mantığı kullanmayı, yaratıcı fikirler üretmeyi ve sabırlı davranmayı öğrenmektedir.
Vygotsky’e (1978) göre oyun, bilişsel büyümeyi destekleyen uyarlanabilir bir mekanizmadır. Bu
çerçevede çocuğun çevresi düşünme, hafıza ve dil ile ilgili entelektüel gelişim sürecini etkileyebilir. Bu gelişim süreci, aynı zamanda çocuğun yeni deneyimlere, kavramlara ve duyumlara
uyum sağladığına işaret edebilir. Böylece, deneyimler çocuğa aynı anda birden fazla şeye nasıl
odaklanacağını; somut ve varsayımsal yollarla nasıl düşüneceğini öğretmeye yardımcı olabilir.
Oyun, bilişsel becerileri -özellikle problem çözmeyi- önemli ölçüde geliştirmektedir. Problem
çözme becerisi çocukların gözlem yapma, bilgi toplama ve fikirleri analiz etme arasındaki farkı anlaması bakımından önemlidir. Bilişsel temelde bu tür bir düşünme, karmaşık düşünmeyi
göstermeye ve kendi dünya görüşünü oluşturmaya başlayan bir çocuğun karar verme sürecini etkileyebilir. Sonuçta oyun yoluyla desteklenen bilişsel gelişim, çocuğun başarısını hayat
boyu olumlu yönde etkileyecektir. Gelecekte beklenen ve hedeflenen başarının yolunu çizerken,
oyunla büyümenin oldukça etkili olduğu söylenebilir.
Oyun alanlarının açık havada oluşturularak duyusal oyun imkânı sağlanması, çocukların değişen dokuları, renkleri ve kokuları nasıl tanımlayacaklarını öğrenmelerine yardımcı olur. Bu
bağlamda duyusal oyun; görme, tatma, duyma, dokunma ve koklama duyularını kullanarak
ve birleştirerek oynamayı öğrenen bir çocuğun bilişsel düşünme becerilerini geliştiren oyunlar
olarak ifade edilebilir. Çocuk, duyuları sayesinde daha kolay karşılaştırma yapabilir ve etrafındaki farklılıkları fark edebilir. Ayrıca çocuklar, çevreleri hakkında bilgi edinmek ve yeni nesnelere
aşina olmak için duyularını kullanabilirler. Bu kapsamda duyusal oyun, eğitim sürecinin hayati
bir yönü olabilir. Çocukların duyularını kullanmalarına fırsat vermek, büyüdükçe duyu ağlarının
ve sinir bağlantılarının gelişmesine yardımcı olabilir. Ayrıca duyusal oyundaki aktivite materyalleri ile belirli motor beceriler uyarılır, yaratıcılığın gelişimi teşvik edilir ve tanımlayıcıların nasıl
kullanılacağı öğrenilir.
2.2.3. Oyunun Psikolojik İşlevleri
Çocuğun iç dünyası ile oyun arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır. “Çocuklar, oyun sürecinde bilinç dışı istek ve zorluklarını yaşar.” sözleriyle Freud (1943), oyunun psikolojik fonksiyonunu
uzun yıllar önce ortaya koymuştur. Çocuk, oyun oynarken duygusal açıdan güvenli bir çevreyi
hayal ederek duygularını özgür şekilde ifade eder. Piaget (1950), oyun oynamayı “Yeni bir şey
nasıl ortaya çıkar?” sorusunun cevabı olarak nitelendirmektedir. Buna göre oyun için fırsatlar
sunduğumuzda ve zaman ayırdığımızda çocukların meraklarının, hayal güçlerinin ve yaratıcılıklarının gelişmesine büyük katkı sağladığı söylenebilir.
Erken çocukluk döneminde oyun, çocukların deneyimlerini dile getirmelerine, kafa karıştırıcı
ve acı veren duygularını ifade edebilecekleri güvenli bir alana sahip olmalarına ve duygusal
travmaların üstesinden gelmenin yollarını bulmalarına olanak tanır (Hirschland, 2009). Benzer
şekilde mutluluk, sevinç, acı, üzüntü, güven duyma gibi birçok duygusal tepkiyi oyun yoluyla öğrenebilir. Bu çerçevede duygusal tepkilerin dramatize edilmesi, oyunlaştırılması çocuğun
kendini tanımasına yardımcı olur (Durualp ve Aral, 2010).
Çocuklar; kendine güven, deneyim kazanma, iletişim ve iş birliği kurma, yardımlaşma, gözlem yapma, oyunda sıra bekleme, sorumluluk alma, karar verme, birbirlerine model olma, doğ-14
ruyu ve yanlışı ayırt etme, dürüstlük, kararlılık, şans, umut, kazanma, kaybetme, dostluk, sevgi,
saygı, yardımlaşma, ceza, ödül, paylaşım gibi kişisel ve toplumsal değerleri, oyunlar aracılığıyla
kazanmaktadır. Bu nedenle oyun gerçek yaşamın bir parçası olarak çocuk için en etkili öğrenme süreçlerinden biridir (Özden Gürbüz, 2016, s.536). Ayrıca oyun ile oluşan bu özgür alan aşırı
hırs, kaygı, saldırganlık gibi eylemlerin azalmasına imkân sağlarken çocuk, oyunlar ve sevgi
aracılığıyla ruh sağlığını geliştirme imkânı bulabilmektedir (Sun ve Seyrek, 1997, s.9).
Oyunlar, psikolojik açıdan bakıldığında çocukların kendilerine güven duymasına, sosyal becerilerini ve demokratik bakış açısını geliştirebilmesine, farklı çözüm ve öneriler bulabilmesine,
başkalarının görüşlerini kabullenebilmesine, eleştiriye açık olmasına ve değerlendirme gücünü
desteklemesine katkı sağlayan doğal öğrenme ortamlarıdır.
2.2.4. Oyunun Sosyolojik İşlevleri
Çocuk oynayarak öğrenir, ciddiyet karşısında şaşırır.
Goethe
Toplumların yaşam biçimlerinin ve ahlaki normlarının saklı olduğu yer olan oyun, çocukları
geleceğe hazırlamanın yanı sıra, toplumsal değerlerin en kolay ve güvenli bir şekilde verildiği
yerdir (Sümbüllü ve Altınışık, 2016). Sosyokültürel kuramcılardan Vygotsky, oyunun ilk aşamasında (0-3 yaş) çocuklar oyuncaklarıyla oynarken, ebeveynlerinin o oyuncaklara yükledikleri
anlama göre oyunlarını kurduklarını belirtmektedir. Sosyodramatik aşamada ise (3+ yaş) çocukların yetişkinleri taklit ederek yetişkin rollerine büründükleri anlaşılmaktadır. Tüm bu bilgiler
ışığında oyunun çocukların gelişiminde okul öncesi dönemden itibaren bilişsel ve sosyolojik
olarak önemli bir rolü olduğu dikkate değerdir. Oyun aracılığıyla bilgi edinen çocuk, duygularını
yönetmekte ve başkalarıyla iletişim kurmaktadır.
Karmaşık iletişim becerileri gerektiren oyun; sosyal becerileri, duygusal zekâyı, çatışma çözme yeteneğini, benlik duygusunu; konuşma, dinleme ve sosyal problem çözme becerilerini
(ikna, müzakere, uzlaşma ve iş birliği yapma) geliştirmektedir. Çocuklar oyunun mesajını iletebilmeli ve anlayabilmelidir. Bunu yaparken arkadaş olmayı da öğrenirler.
Çocuk, oyun yoluyla benmerkezcilikten uzaklaşır ve bu da onun sosyalleşmesine katkı sağlar.
Oyunun psikolojik fonksiyonlarında ifade edildiği üzere kendi iç dünyasında güvenin geliştiği
çocuk, diğer çocukların ve yetişkinlerin duygularını anlamaya başlamaktadır. Çocuğun yaşadığı duyguları, istek ve beklentileri; oyun sayesinde fark ederek bunlarla ilgili ihtiyaçları karşılayabiliriz. Diğer bir deyişle, çocuklarda sosyal beceri öğretimi için en etkili yol yine oyundur
(Durualp ve Aral, 2010).
Çocuk oyunları, kendilerine has kuralları ile toplumsal kurallara gönderme yapan, gerçek
hayattaki tören ve ritüellere benzer yapıları ile çocukların toplumsal kuralları ilk öğrendikleri,
disipline oldukları, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin ve kendi yeteneklerinin farkına vardığı
bir öğreti alanı oluşturmaktadır. Çocuklar, oyun içinde oyun kuralları ne kadar ağır ve zorlayıcı
gelse de bu kurallara uyarak toplumsal kuralların varlığını ve önemini öğrenmeye başlarlar.
Çocuk; iyi-kötü, doğru-yanlış, haklı-haksız kavramlarını anlayarak birçok toplumsal ve ahlaki
kavramları, uyulması gerekli kuralları oyun sırasında öğrenerek benimsemektedir. Çocuk, bir
gruba ait olma ihtiyacının yanında, oyun sayesinde saldırganlık hissini kontrol etme, kendi hak
ve özgürlüklerini korurken diğer bireylerin haklarına saygı gösterme, iletişim, etkileşim, paylaşmayı öğrenme becerileri geliştirir. Çevresindeki canlı ve cansız varlıkları korumayı ve onlara
zarar vermemeyi yine oyun sürecinde edinir. Aynı zamanda iş birliği içerisinde çalışmayı, arkadaşlık geliştirebilmeyi ve toplumsallaşmayı öğrenir.15
Günümüzde yaparak-yaşayarak öğrenme, aktif katılım ile öğrenme, akran etkileşimi ile öğrenme, hareket ve tekrarlar ile öğrenme çocuk oyunlarının doğasında hâlihazırda var olan,
çocukların yüzlerce yıl önce keşfettikleri yöntemlerdir. Geleneksel çocuk oyunlarının bu pencereden incelenmesi dikkate değerdir. Çocukların erken yaşlarda değer ediniminde doğal kültür
aktarımının, yapay kültüre nazaran, her zamankinden daha önemli olduğu görülmektedir. Diğer
bir deyişle yüzlerce yıllık kültürel mirasın izleri geleneksel çocuk oyunlarında saklıdır. Çocukluk
çağından başlayarak kültürün kuşaklar arasında aktarımını sağlayan en önemli halkayı çocuk
oyunları oluşturmaktadır. Bir çocuk oyunu, içinde barındırdığı tekerlemeleri, bilmeceleri, mânileri, deyimleri, sayışmacaları, şarkıları ile somut olmayan kültürel mirasın aktif olarak yaşadığı
en önemli mecralardandır. İnsan hayatının her alanına sinmiş olarak varlığını hissettiren kültür,
çocuk dünyasında geleneksel oyunlar aracılığı ile yaşayıp aktarılarak ve çağlar içinde değişim
ve dönüşümler yaşayarak varlığını sürdürmektedir.
2.2.5. Kimlik İnşasında Oyun
Oyun deyince çocuk, çocuk deyince oyun aklımıza gelmesine rağmen çok eski çağlardan
beri oyun yetişkin dünyasında da hep var olmuştur. Bu açıdan bakıldığında içeriği, yapısı ve oynanma sıklığı değişen oyun, insana ömrü boyunca eşlik etmektedir. Özellikle çocuk dünyası için
vazgeçilmez olan oyunun, eğitim sisteminden bağımsız olması düşünülemez. Eğitim kurumları
olan okulların eğitim yoluyla bireye toplumsal bir kimlik kazandırarak, samimi iletişim yoluyla
bireyi toplumun üyesi hâline dönüştürdüğü yadsınamaz bir gerçektir (Demirtaş, 2018, s. 138).
Buradan hareketle, okulun kimliğini detaylandıran ve okul kurumunu diğerlerinden ayıran tüm
özelliklerin, bireyin kimliğine katkıda bulunduğu söylenebilir.
Bireysel ya da kolektif olarak şekillenen kimlik, geçmişten gelen ve toplumu ayakta tutması
için geleceğe aktarılan bir değerdir. Toplumlar ise kolektif kimliği, değerlerin korunması ve sürdürülebilmesi için önemli bir araç olarak görmektedir. Söz konusu değerler ise eğitimle güçlenebilmekte ve aktarılabilmektedir. Kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasında ve kültürel mirasın korunmasında ebeveynlerin ve toplumun rolü çok önemlidir. Geleneksel oyunların amacı,
öğrencilerin teknolojinin gelişmesiyle birlikte asosyal değişim gösteren karakterlerini yeniden
kazandırmaktır. Geleneksel oyunlar, öğrencilerin karakter gelişimini destekleyebilir. Eğitimde
karakteri güçlendiren ve karşılaşılan sorunların üstesinden gelmede kullanılabilecek değerler
vardır (Rahmawati & Harsono, 2018). Kültürel değerlerimizi oyunlarla kazandırmak kimlik inşasına katkı sunmaktadır.
Çocuk oyunları, dilsel tekrarları veya tekerlemeleri ile çocuğu gerçek hayatın içinden çekip
çıkaran, toplumsal baskıların ağırlığından kısa süreliğine uzaklaştıran, çocuk dünyasının hayalperest âlemine kapı aralayan, kendine özgü kuralları ile büyülü bir dünya oluşturan özel zaman dilimleridir. Bu yapısı dolayısıyla da çocuğu akışta tutarak kişisel ve toplumsal baskılardan
uzaklaştıran oyun, çocuğun kendi potansiyelini keşfetmesi ve tanıması için de bir alan oluşturmaktadır. Bu yolla çocuk kendini keşfetme serüveninde sınırlarını, yapabildiklerini ve yapamadıklarını fark etmekte ve oyunu bir araç olarak kullanmaktadır (Sun ve Seyrek, 1997).
Çocuklar, oyunda dünyaları hakkında kurdukları hayalleri birbirleriyle paylaşırken akranlarıyla birlikte ortak bir kültür ve sosyal çevre oluştururlar. Bu süreçler, çocuğun hem kendi kimliğini keşfetmesine hem de dostluk ve samimiyetinin pekişmesine imkân sağlar.
Oyun esnasında ortaya çıkan hareketler, gerçek yaşamda anlam ifade etmeyebilir. Söz gelimi, çocukların oyun sırasında tartışmaları, dövüşmeleri gerçek yaşamdaki vurma, tartışmadan
farklıdır. Burada çocuklar, oyunun çevresini oluşturduktan sonra oyunda ne ortaya çıkacağını
bilirler. Oyunun çerçevesinin yapılandırılmadığı durumlarda çocuklar, gerçek yaşamdaki davranışı abartarak ve uyarlayarak gerçekleştirecektir. Bu durumlarda çocukta öğrenmesini aşağıdaki gibi iki düzeyde özetlemek mümkündür (Johnson, Yawkey ve Christie, 1987): 16
• İlk düzeyde çocuk oyundaki nesneler ve durumların anlamlarını ve diğer oyuncuların kimliklerini, gerçek yaşamdaki anlamlarıyla öğrenecektir.
• İkinci düzeyde ise çocuk hem kendi gerçek kimliğini hem de diğer oyuncuların kimliklerini
gerçek yaşamdaki anlamlarıyla öğrenecektir.
2.2.6. Değerler Eğitiminde Oyunun Önemi
Değerler, bir insanın veya diğer toplumsal unsurların hayatına rehberlik eden ilkeler olarak
önemli ve değişken amaçlardır (Schwartz, 1994, s. 21). Kuçuradi (2010, s. 40), değerleri; iyi, güzel
ve doğrunun ne ve nasıl olduğunu belirleyen, istenen davranışların ölçütü şeklinde ifade etmektedir.
Toplum içerisinde kültürün önemli bir parçası olan değerler, o topluma özgü davranışlar olabileceği gibi evrensel olarak doğru kabul edilen davranışlar şeklinde de karşımıza çıkabilmektedir. Toplum tarafından kıymet gören değerler kavramı, günümüzde eğitimin alt başlıklarından
birini oluşturmaktadır. Toplumsal yapı içerisinde değerler ile ilgili bilgi ve görgü, ailede ve akran
ortamlarında, bazen açık bazen örtük olarak verilmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı, yürüttüğü eğitim öğretim faaliyetlerinde erdemlilik, liyakat, çevreye ve
canlıların yaşam hakkına duyarlılık, insan hakları ve demokrasinin evrensel değerlerini gözeterek analitik ve bilimsel bakış açısı, girişimcilik, yaratıcılık, yenilikçilik, saygınlık, tarafsızlık, güvenilirlik, adalet, katılımcılık, şeffaflık, hesap verilebilirlik, kültürel ve sanatsal duyarlılık ile sportif
beceri temel değerlerini kazandırma amacındadır.1
Temel Eğitim Genel Müdürlüğü, zorunlu eğitim çağı öncesindeki ve zorunlu eğitim çağındaki
bütün çocukları hayata hazırlamak amacıyla, nitelikli eğitimi sağlamaya yönelik, okulların kendi politika ve stratejilerini geliştirmelerine fırsatlar sunan ve gerekli koşulları sağlayan hizmet
birimi olarak temel eğitim hizmetlerini, zorunlu eğitim çağına girmemiş çocuklar ile zorunlu
eğitim çağındaki her çocuğa fırsat ve imkân eşitliği temelinde yüksek standartlarda sunma
gayreti içerisindedir.2
Eğitim ortamları, her yaştan bireyi hayata hazırlarken, çocuk dünyasında
değerlerin edinildiği en önemli faktörün oyun olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle çocuklar,
hayatı ve toplumsal kuralları ve önemli kültürel değerleri erken çocukluk döneminden itibaren
oyunlar aracılığı ile öğrenmektedirler. Oyunlar, bu işlevi eğlendirme işleviyle birlikte edindirdiği
için doğal ve örtük bir öğrenme ortamı oluşturmaktadır.
Çocuk, oyun aracılığı ile öz güven, iş birliği, sorumluluk, sevgi, saygı, adalet, dostluk, paylaşım, dayanışma, takdir etme, yardımlaşma, iyilik, kötülük, haksızlık, dürüstlük, kurallara
uyma, misafirperverlik, selamlaşmanın önemi, kararlılık, strateji geliştirme, adabımuaşeret
kuralları, sabır vb. pek çok sosyokültürel değeri ve yeteneği öğrenir. Geleneksel çocuk oyunları,
bu değerlerin birçoğunu içinde barındıran doğal eğitim ortamını oluşturması açısından önem
arz etmektedir.
1 http://sgb.meb.gov.tr/www/temel-degerler/icerik/163
2 http://tegm.meb.gov.tr/www/vizyon-misyon/icerik/2217
18BÖLÜM III
Görsel 1Çocuk Oyunlarından Seçmeler
Oyun kültürün temelidir.
Huizinga
Sözlü kültür geleneği içerisinde ortaya çıkıp dilden dile aktarılarak günümüze ulaşan çocuk
oyunları çocuk folkloru içerisinde değerlendirilen önemli ürünlerdir. Çocuk oyunlarına ulusal
kimlik kazandıran unsurlar inanç, gelenek, görenek, müzikalite, değerler, tutum ve davranış
biçimleri olarak özetlenmektedir (Özdemir, 1997). Bu çerçevede dünyadaki çocuk oyunlarında,
tarihî ve coğrafi bağlamda oynanış biçimi bakımından benzerlikler bulunmakla birlikte ulusların
fiziki, tarihî, sosyokültürel çevre ve şartlarına göre birtakım farklılıklar da yer almaktadır.
Bu kitapta, sözlü kültür geleneği içerisinde onlarca farklı varyantı ile yaşamaya devam eden
çocuk oyunları 81 ilimizden toplanan veriler ile çeşitli sözlü ve yazılı kaynaklardan derlenmiştir.
Yüzyıllardır Türkiye topraklarında oynanan ve günümüz kültürel varlığı içerisinde yer alan 100
oyun seçkisi alfabetik olarak sıralanmış; oyunun amacı, oyuncu sayısı, oynama yaş seviyesi,
gerekli araç-gereç ve görsellerin yer aldığı oyun kuralları özetlenmiştir. Okullarımızda oyun
etkinlikleri planlanırken ve değerlendirilirken 100 geleneksel oyunun bölgelere ve yörelere göre
varyantlarının dinamik şekilde yaşamakta olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
19
3.1. Altın Bilezik Oyunu
Oyunun VideosuOyunun Adı Altın Bilezik
Seviye İlkokuldan itibaren her seviye
Oyuncu Sayısı 4 veya daha fazla oyuncu
Araç-Gereç Bilezik
Beceriler Dikkat, akıl yürütme, strateji geliştirme, problem çözme, dil gelişimi, kurallara uyma
Oyunun Oynanışı:
Sayışmayla oyunu yönetecek bir oyuncu ve bir ebe seçilir. Diğer oyuncular daire şeklinde
sıralanırlar. Ebe olan oyuncu ortaya geçer. Ebe yere kapanarak (Görsel 2) kollarıyla yüzünü
kapatır. Oyunu yönetecek oyuncu ebenin sırtına bileziği bırakır. Ebe ona kadar sayar. Bu sırada
oyun yöneticisi oyunculardan birini parmağıyla göstererek seçer. Seçilen oyuncu bileziği alır ve
saklar. Ebe ayağa kalkar. Tüm oyuncular el çırparak oyunun tekerlemesini söyler:
Bileziğini aldılar.
Hem de alıp sakladılar.
Bil bakalım saklayan kim?
Bilemezsen ebesin!
Ebenin üç tahmin hakkı vardır. Bilemezse ebeliğe devam eder. Bilirse bileziği saklayan oyuncu
ebe olur. Yeni ebe ile oyuna devam edilir.
Görsel 2
20
3.2. Ankara Pinokyosu Oyunu
Oyunun VideosuOyunun Adı Ankara Pinokyosu
Seviye Ana sınıfı ve ilkokul
Oyuncu Sayısı En az 4 oyuncu
Araç-Gereç -
Beceriler
Öz güven, dayanışma, kurallara uyma, strateji geliştirme
Oyunun Oynanışı:
Oyuncular, sayışmaca ile aralarından bir ebe seçer. Ebe “An-ka-ra” derken her hecede bir
adım atarak rastgele konumlanmış oyunculardan birinin ayağına basmaya çalışır. Ebe dışındaki oyuncular da 3 adım atarak ebeden kaçmaya çalışırlar. Eğer ebe, oyunculardan birinin ayağına basmayı başaramazsa oyunculardan birinin adını söyler ve adı söylenen oyuncu ebe olur.
Yeni ebe, 3 adım atarak diğer oyuncuların ayaklarına basmaya çalışır. Eğer ebe, oyunculardan
birinin ayağına basarsa o oyuncu yanmış olur ve oyundan çıkar. Ebe ise oyuna aynı şekilde devam eder. Her oyuncunun 3 adım atma hakkı vardır. 3’ten fazla adım atan oyuncu olursa yanar
ve oyundan çıkar. Oyun, ebe tek başına kalana kadar devam eder.
Görsel 3
21
3.3. Ay Dede Oyunu
Oyunun VideosuOyunun Adı Ay Dede
Seviye Ana sınıfı ve ilkokul
Oyuncu Sayısı En az 4 oyuncu
Araç-Gereç -
Beceriler
Dil gelişimi, anlama, dikkat, eş güdüm, bir hareketi sürdürme, iş birliği,
paylaşım, dayanışma
Oyunun Oynanışı:
Oyuncular, birbirlerinin ellerinden tutarak bir ay şekli oluştururlar. İki uçtakiler baş olurlar.
Bunlardan birine ay dede denir. Ay dede olacak oyuncu sayışmaca ile belirlenir. Diğeri ona sorar:
-Ay dede keçin nerede gezer?
-Dağda.
-Ne yer ne içer?
-Üzüm yer, badem yer.
-Süt pişti mi?
-Pişti.
-Hanım içti mi?
-İçti.
-Kaç kaşık?
-Beş kaşık.
-Bugün kimin doğum günü var?
(İçlerinden birini gösterir.)
-(Mesela) Ayşe’nin.
Bundan sonra diğerleri şarkı söyleyip dans ederlerken Ayşe arkasına döner. Tüm oyuncular
arkasına dönünceye kadar oyun bu şekilde devam eder.
Görsel 4 Görsel 5
22
3.4. Ayak Ayak Üstüne Oyunu
Oyunun Adı Ayak Ayak Üstüne
Seviye İlkokul 4. sınıftan itibaren her seviye
Oyuncu Sayısı En az 10 oyuncu
Araç-Gereç -
Beceriler
Öz güven, dayanışma, kurallara uyma, büyük kas gelişimi, strateji geliştirme
Oyunun Oynanışı:
Oyuncular, arasından sayışma yapılarak iki ebe seçilir. İlk tur için ebeler karşılıklı gelecek
şekilde yere oturup birer ayak tabanlarını birbirine uzatarak değdirirler. Böylece iki ebe tarafından diğer oyuncuların üstünden atlayacakları engel oluşturulur.
Oyuncular sırayla iki ebenin oluşturduğu engelden atlarlar. Diğer turu atlayabilmek için sıranın sonuna geçerler. Ebeler, her bir tur için oyuncuların atlayacağı engelin boyunu ayak ayak
üstüne gelecek şekilde yükseltirler. Atlama sırasında ebelerin ayağına değen olursa yanar ve
ayağına değdiği ebenin yerine geçer.
Görsel 623
3.5. Balık Ağı Oyunu
Oyunun VideosuOyunun Adı Balık Ağı
Seviye Ana sınıfı ve ilkokul
Oyuncu Sayısı En az 8 oyuncu
Araç-Gereç -
Beceriler Dikkat, strateji geliştirme, büyük kas gelişimi, kurallara uyma, iş birliği
Oyunun Oynanışı:
Öncelikle oyun alanı belirlenir. Oyuncu sayısına göre alan büyütülebilir. Ebe olacak oyuncu
sayışmaca ile belirlenir. Ebe, oyun alanı içerisinde bulunan oyuncuları yakalamaya çalışır. Diğer
oyuncular ebeye yakalanmamak için belirlenen alan içerisinde kaçarlar. Yakalanan oyuncu
da ebenin elinden tutar ve birlikte diğerlerini yakalamaya çalışırlar. Bu şekilde her yakalanan
oyuncu el ele tutuşarak diğer oyuncuları yakalamaya yani balık ağına katılmaya devam eder.
Koşma sırasında balık ağında kopma olursa, yani el ele tutuşan oyunculardan kopanlar olursa,
oyun başa döner. Bu şekilde yakalanmadan en sona kalan oyuncu oyunu kazanmış olur.
Görsel 7 Görsel 8
24
3.6. Baş Oyunu
Oyunun VideosuBeceriler Oyunun Adı Baş
Seviye İlkokul 3. sınıftan itibaren her seviye
Oyuncu Sayısı En az 2 oyuncu
Araç-Gereç Misket, başlık (büyük misket)
Dikkat, konsantrasyon, problem çözme, strateji, kurallara uyma, küçük
ve büyük kas gelişimi, el-göz koordinasyonu
Oyunun Oynanışı:
Oyun, en az iki kişi ile oynanır. Her oyuncu eşit miktarda
misket getirir. Bu sayıya oyuncular ortaklaşa karar verir. Her
oyuncu iki, üç, dört, beş ya da çok daha fazla misket getirebilir. Fakat her oyuncu eşit miktarda misket ortaya koymalıdır. Oyuncuların getirdiği misketler yan yana ip gibi dizilir.
Oyuncular “başlık” denilen diğer misketlerden daha büyük
misketlerle dizili misketlerin arkasına geçerler. Başlığı en uzağa atan kişi ilk vuruş hakkına sahip olur. Misketlere en yakın
noktaya başlığını atan kişiye “baş” denir. Baş dizili misketlerin
başına gelip durur. Oyuncular başa “Hangi baş?” diye sorarlar. Baş, misketlerin sağını ya da solunu seçer. Seçtiği yön, baş
taraf olur. Her oyuncu, başlık denilen misketlerinin bulunduğu
noktadan misketini (başlık) eline alarak, ayakta dizler hafif kırık olmak üzere, sırayla vuruşunu yapar. Oyuncular, en uzağa
atış yapandan başlamak üzere vuruşlarını gerçekleştirir. Her
oyuncu başa en yakın misketi vurmaya çalışır. Vurduğu misketten itibaren diğer yöndeki misketlerin hepsini vuran kişi alır.
Tüm oyuncular vuruşlarını gerçekleştirdikten sonra dizili misketlerden kalan misket olursa bu
misketler baş olan kişinin misketi olur.
Görsel 9
Görsel 10
25
Görsel 11Şekil 4. Baş Oyunu Misket Yerleşim Çizimi
26
3.7. Benim Bir Atım Var Oyunu
Oyunun VideosuOyunun Adı Benim Bir Atım Var
Seviye Ana sınıfı ve 1. sınıf
Oyuncu Sayısı En az 5 oyuncu
Araç-Gereç -
Beceriler Dikkat, konsantrasyon, taklit, kurallara uyma, dayanışma
Oyunun Oynanışı:
Öğretmen aşağıda belirtilen tekerlemeyi taklidini yaparak söyler. Daha sonra çocuklar da
hep birlikte öğretmenin hareketlerinin aynısını yaparak tekerlemeyi söylerler. Tekerleme sonunda “tıp” denildikten sonra hareketsiz kalırlar, ilk hareket eden oyuncudan ceza olarak bir
hayvanın taklidini yapması isterler. Daha sonra oyun aynı şekilde devam eder.
Benim bir atım var.
Otur dersem oturur. (Oyuncular oturur.)
Kalk dersem kalkar. (Oyuncular kalkar.)
Büzül dersem büzülür. (Çemberdeki oyuncular birleşir.)
Süzül dersem süzülür. (Çemberdeki oyuncular ayrılır.)
Darıl dersem darılır. (Kollar bağlanır.)
Barış dersem barışır. (Herkes yanındakine sarılır.)
Eller! (Alkış)
Ayaklar! (Rap rap)
Aslan geliyor, kaplan geliyor, tıp! (Ayaklarla aç kapa yaparak zıplanır.)
Görsel 12 Görsel 13
27
3.8. Beştaş Oyunu
Oyunun VideosuOyunun Adı Beştaş
Seviye İlkokuldan itibaren her seviye
Oyuncu Sayısı En az 2 oyuncu
Araç-Gereç 5 adet küçük taş
Beceriler Dikkat ve konsantrasyon, iletişim ve sosyalleşme, el-göz koordinasyonu,
ince kas becerileri
Oyunun Oynanışı:
Oyun en az iki oyuncu ile oynanır. Bu oyun için gerekli olan beş
küçük taşın hepsi bir avucun içine sığabilecek boyutta olmalıdır.
Oyun alanı olarak iç veya dış mekânda uygun bir zemin yeterlidir.
Beştaş oyunu oyuncuların oturarak oynadığı bir oyundur.
Oyun sıra belirleme ile başlar. Oyuncu beş taşı avucuna alır ve
hepsini birden havaya atar. Bu sırad